Hangi Parçamın Esiriyim? – Oğuz Atay

“İyi değilim albayım” diyerek divanın üstüne çöktü. “Kötü günler geçirdiğim yetmiyormuş gibi, bir de geceleri olmadık rüyalar görüyorum. Size açılmaya geldim albayım, İngilizler olsa doktora giderler, avuç dolusu para dökerler. Ben size sığınıyorum albayım. Bedava tarafından şu divana uzanmak ve karaciğerimden başlayarak bütün dertlerimi sıralamak istiyorum.

Hüsamettin Bey kaşlarını çattı: “Akşam yemeklerini fazla kaçırmıyorsun ya?”. Hikmet başını salladı: “Perhizime çok dikkat ediyorum. İnsan, yorgunluğunu oturunca anlarmış. Benim de sonra ortaya çıktı. Ne kadar dinlensem, yaşayışıma ne kadar özen göstersem, o kadar bitkinleşiyorum. Göründüğüm kadar rahat değilim albayım. Fakat kimseye dinletemiyorum. Beni ciddiye almıyorlar.” “Oturup herkese dert yanmış gibi konuşuyorsun oğlum. Pek kimseyi gördüğün de yok.” “Onlarla kafamda konuşuyorum albayım; fakat gene söz dinletemiyorum. Hayallerimde bile yenik düşüyorum. Günlük dertlerin dışında hiçbir yakınmaya kulak vermiyorlar.

Kafamda yarattığım kahramanlar bile bana karşı çıkıyor. Oysa kitapların kahramanları, birbirlerinin olmadık dertlerini dinlerler; bütün vakitlerini buna ayırırlar. Bu yüzden yemek içmek ve para kazanmak için zaman bulamazlar; hepsi de düşüncenin soylularıdır. Felsefe profesörleri bile düşünceye onlar kadar zaman ayırmazlar. Ben de hayalimde yarattıklarımla birlikte bir roman kahramanı olmak istiyordum albayım. Gecekonduya da bu nedenle geldim. Kimsenin eşine rastlamadığı bir olay yaratacaktım. Yaratıcı, kahramanlarıyla birlikte yaşayacaktı. Bütün gecekondu halkının daracık sokaklara birikeceğini sandım beni görmek için. Demek bütün romanlar ekmek parası için yazılıyor albayım.” “Ciddi misin Hikmet?” “Görüyor musunuz albayım, siz de onlar gibi düşünüyorsunuz. Değil bütün gecekondu halkının, değil bu ev halkının, sizin, bir tek insanın ve bana bu kadar yakın oturan bir dostun bile ilgisini çekmeyi başaramadım. Yaşamak haram olsun bana.” Hüsamettin Bey güldü: “Özel dertlerin yüzünden belki seninle ilgilenmezler, ama bu havada konuşmaya devam edersen, yakında gecekondu bölgesinden milletvekili seçilebilirsin. Sana bu iyiliği yapmak, onlara daha kolay gelir.” Hikmet sevindi: “Sahi mi albayım? Demek onlar için çalıştığımı biliyorlar.” “Uzan şu divana da sözlerimi dinle” dedi Hüsamettin Bey.

“İnsanları tanımıyorsun Hikmet oğlum.” Hikmet, uzandığı yerde, gözleri kapalı, albayın sözünü kesti: “Daha önce hiç karşılaşmadım da bu ülkede, ondan albayım. Siz arada bana gösterseniz…” Albay devam etti: “İnsanları tanımıyorsun; çünkü, onların ilgisini çekmek ve kendini dinletmek isteseydin, merak uyandırıcı ve sürükleyici maceralarını bir roman kahramanı gibi bütün teferruatıyla gözlerimizin önüne sererdin.” Hikmet bağırdı: “En çok bunu istiyorum albayım. Onun için bu divana yattım.” Albay başını salladı: “Sen bir takım umumi dertlerden bahsediyorsun.” “Hayır albayım. Evliliğimin içyüzünü bir roman tefrikası gibi parça parça ederek ayaklarınızın dibine sermedim mi?” Hüsamettin Bey itiraz etti: “Fakat bunu öyle bir şekilde yapıyorsun ki, bütün mahviyetkâr görünüşüne rağmen haysiyetini korumayı ve sana karşı cephe alınmamasını beceriyorsun bu arada. İnsan senin hakkında ne düşüneceğini bilmiyor. Karşı tarafı yeteri kadar kötülemediğin için, seni dinleyenler, senden yana olmuyorlar. Hiç olmazsa içlerinden seni küçük görmelerine, seni beğenmemelerine sebep olacak kadar da açığa vurmuyorsun kendini. Seni ne yapsınlar? Mütercim Arif’in dediği gibi, ‘Nev-i beşer maişetini merak ve tecessüsle temin eder.’” “Sonra beni sadece küçümserler albayım, ilgi filan duymazlar. İstediğim gibi de dinlemezler. Kaç kere gözümle gördüm itirafçıların acıklı durumunu, arkalarından nasıl alay edildiğini.”

Ellerini hırsla oğuşturdu: “Bununla birlikte albayım, her şeye rağmen albayım, ne pahasına olursa olsun albayım ıstıraplarımla birlikte gömülmeğe razı olamadığım için, her insanın yaptığı gibi çocuk şeklinde, yazı şeklinde, itiraf şeklinde, suç şeklinde, oyun şeklinde kendimden geriye bir şeyler bırakmaktan kaçınamayacağım için bu sözlere boyun eğiyorum. Dünyaya yeni bir örnek getirmek istediğim halde, tek başıma bunu başaramadığım için, insanları peşimden sürüklemeğe çalışacağım. Yalnız, idam edilmeden önce bir sigara yakmak istiyorum.” Hüsamettin Bey, Gelincik paketini uzattı. Hikmet divana sırtüstü uzandı, bacaklarını bitiştirdi, gözlerini kapadı. “Çok acı duyacak mıyım doktor?” diye sordu. Gözlerini açtı: “Bir de doktor, bizim alaturka ruh hekimleri gibi, hususi sohbetlerinizde bu garip hastanızın sırlarını fıkralar halinde anlatmayacaksınız, değil mi? Hüsamettin Albay, “Lütfen acele edin Hikmet Bey” dedi. “Daha bir sürü hastam var: Bütün Beşeriyet kapıda sıra bekliyor.” “Bana cesaret veriyorsunuz aziz peder” dedi Hikmet. “Son dakikalarımda imanımı yeniden kazandırdınız bana. Mezarımda bu imanla ben daha uzun süre yaşarım.” “Bütün güçlük, bir tane Hikmet olmasından doğdu. Dün gece rüyamda bu Hikmetler kalabalığını ilk defa açıkça gördüm. Sonra, bir ansiklopedi yazmayı düşündüm.” Albay, “Ansiklopedi mi?” dedi, “Ne ansiklopedisi?” “Bayağı ansiklopedi işte, Hikmet Ansiklopedisi.” “Nasıl Hikmet?” “Bildiğimiz Hikmet canım.” Durdu, “Öyle ya” dedi, “Birçok Hikmet vardı değil mi? Hangisini yazacaklar?” “Kim yazacak?” dedi albay. “Önce ben yazacaktım, sonra da başkaları. Birbirimizden habersiz çalışacaktık. Geri kalmış bir ülke insanının iç dünyası olamaz diye vazgeçtiler.” Hüsamettin Bey sabırsızlanmağa başlamıştı: “Kimler?” “İngilizler,” dedi Hikmet zayıf bir sesle. “Bırak canım şimdi İngilizleri. Ne alakası var bununla?” “Zaten bıraktım. Artık ikimiz yazacağız bu ansiklopediyi.”

Hikmet’in bilinçaltını inceleyerek bir sonuca varacağız. Yetkili kişiler bu konuda çekimser davrandıkları için bu konuyu da Hikmet, yani bizzat konunun kendisi ele alacak.” “Sen, bu ‘bilinçaltı’ dediğin şeyi ortaya çıkarabilecek misin bakalım kendinde?” dedi albay. “Zaten bilinçaltımda pek bir şey kalmadı albayım, ne var ne yok hepsi tükendi.” “Canım öyle şey olur mu?” dedi Hüsamettin Bey. “Olur albayım. Aslında dış yaşantılarım çok fakir olduğu için, herkesin büyük bir titizlikle sakladığı bilinçaltı zenginliklerimi açıkça ve utanmazca kullanarak bitirdim.” “Saçmalama” dedi emekli albay. “Öyle demeyin doktor. Ben bugüne kadar hiçbir ıstırabımı bilinçaltına itmeyi başaramadım. Bu yüzden çok boş kaldı orası. Özellikle gecekonduya geldikten sonra, bütün rezilliklerimi çekinmeden sergiledim. Hattâ bunları birer marifetmiş gibi göstermeğe çalıştım. Bu ülkede eksikliğini duyduğum ‘insanın kendiyle hesaplaşma meselesi’ni bizzat kendime uygulayarak bu meselenin ilk kurbanlarından oldum. Aslında, meselenin ciddiyetine dayanamadığım için, oyunlarla durumu örtbas etmek istedim.

Ortada bir Hikmet olsaydı belki bu hesaplaşmayı yürütebilirdim. Fakat sorarım size doktor: “Hikmetlerden hangi biriyle hesaplaşacaktım? Üstelik, ortada dolaşan Hikmet de tek bir varlığın ürünü değildi ki.” “O ne demek?” dedi Hüsamettin Bey. Hikmet başını tuttu, yüzünü buruşturdu: “Kafam cam kırıklarıyla dolu doktor. Bu nedenle beynimin her hareketinde düşüncelerim acıyor, anlıyor musun? Bütün hayatımca bu cam kırıklarını beyin zarımın üzerinde taşımak ve onları oynatmadan son derece hesaplı düşünmek zorundayım. Bir filimde görüştüm doktor: Senin gibi gene bir doktor olan ve sözüm meclisten dışarı, delice planlar kuran Frankeştayn adlı biri, büyük bir bilim adamını öldürerek, beynini çalıyordu. Ona karşı koymak isteyen iyi niyetli bir genç adam da Frankeştayn’la mücadele ederken, içinde beynin bulunduğu kavanoz kırılıyor ve cam kırıkları bu üstün beyne batıyordu. Biliyorsun filimlerde böyle iyi niyetli genç adamlar olmasa her şeyin sonu çok kötü biter; üstelik bu işin sonu, iyi niyetli adama rağmen çok kötü bitti: Cam kırıkları hiçbir zaman beynin üzerinden tam manasıyla temizlenemedi; çünkü, beyin zarının zedelenmesinden korkuldu. Bence bu tehlike göze alınmalıydı; fakat o zaman bu, başka bir hikâye olurdu ve biliyorsun ki doktor, ben bütün hikâyelerin başka türlü olmasını isterim aslında. İşte doktor, yukarıda sözü geçen beyindir kafamın içindeki. “Her parçam toplanırken buna benzer aksilikler oldu: Dünya yüz metre şampiyonundan bacaklarım alınırken bazı lifler koptu, dünya futbol karması sol içinden sol dizimin alınması da bu sporcunun minisküs olduğu zamana rastladı, zenci boksörden kollarımı çalanlar zavallının dört yıl önce boksu bıraktığını ve morfine alıştığını bilmiyorlardı.” “Canım bunların senin vücudunla ne alakası var?” diye itiraz etti emekli albay. “Peki doktor o halde neden her gece saatlerce yatağımda yüz metreler koşup dünya rekorları kırıyorum? Neden bizim takım üç sıfır yenik durumdayken tek başıma dört gol atarak sahadan çılgınca alkışlar arasında ayrılıyorum? Daha geçen gün dünya ağır siklet boks şampiyonunu dördüncü rauntta nakavt ettim. Ben durumu başka türlü açıklayamadım doktor; muhakkak böyle olmuştur. Ellerimi de yeni gömülmüş bir adamdan aldılar; bu ölünün kim olduğunu bir türlü anlayamadık.

Ellerimdeki belirtilere bakarak da bir sonuca varamadık. Bir ressam mıydı? Yoksa yazar mıydı? Kadınları okşamasını biliyor muydu acaba? Belki bu ölü de bir sporcuydu. Fakat bunlardan hiçbirini iyi yapamadığını biliyorum. Bana kalırsa bu zavallı da, benim gibi, birçok insanın üst üste yamanmasından meydana gelmişti. “Bazı iç organlarımın da mezbahadan alındığı hakkında sinsi söylentiler dolaşıyor doktor. Biraz obur olduğumu söylerler de.” Elini göğsüne koydu: “Biliyorum doktor, en çok merak ettiğin organdır kalbim. Onun bana ait olduğunu söylüyorlar doktor. İşte buna dayanamıyorum. Ayrıca, bu kadar çok parça içinde artık ‘Ben’ diye bir şey söz konusu olabilir mi? Hepsi dışarıdan alınmadı mı bunların? Peki o halde ben kimim? Hangi parçamın esiriyim? Kalbimin esiri. Ha-ha.”

Tehlikeli Oyunlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s